24 yaşındayım... Hala çocuk yanlarım var biliyorum. Bugün yine sessizce köşesine çekilmiş ağlayan adam ben değil, o çocuktur. Bu karanlıkların hepsi bana ait. Tüm suçların kaynağı benim.
Haytanın tekiyim ben. O çocuk masumdur. O, birçok şeye ağlayacak kadar temizdi. Evet, ağlamaktan söz ediyorum. Hani şu zayıflık belirtisinden. İnsanın topluluk önünde çöküşüne neden olan eylemden. O böyle düşünmezdi. Bunları ben düşünürdüm. Hani şu "olgun" olan adam... O, gözyaşlarıyla ruhunu temizlerdi. Her zaman ağlayacak bir şeyler vardı onun için. Saflık ve temizlik ona göre kavramlardı. Bana göre değil.
Filistin'deki babaları kaybolmuş çocuklar'a ağlardı. Itri'nin tekbiri'ne ağlardı. Bayramlara, yalnızlığa, şiirlere, öykülere, romanlara, hastalara, Ali'ye, içten sarılmalara, annelere, aşka, savaşlara, zulümlere, Malcolm'a, dostluklara, dünyaya, yetimlere, kimsesizlere, yaşlılara, Ebu Zer'e, sevgiliye, hasretlere, delilere, açlara, gariplere, Hamza'ya, filmlere, müziklere, insanlığa, hayata ve daha birçok şeye ağlardı.
Uçurumun kenarındaydım. Düşmeme ramak kalmıştı. Elimi uzattıklarım "Tutarsam acaba ben de gider miyim?" dediği gün o çocuğu bırakmıştım. O, uçurumun en dibine yuvarlanırken, bu "adam" ortaya çıktı. Burası ağlayanlara göre bir yer değildi. Ben de ağlamamalıydım artık. Acımasız oldukça, sevmedikçe, uzaklaştıkça, zulmettiklçe, bencilleştikçe, kendi kendine taptıkça, bir şeyler kazanmak için birilerini feda ettikçe, sevmedikçe, sömürdükçe "adam"dın. Böyle olmalıydı modern zamanlarda "adam"lık. Yunus'lar, Mevlana'lar "saf"tı. Onlar hala "çocuk"tu ve ben artık onlara çok uzaktım.
O'nun deyimiyle "sınıf değiştirmiştik" biz. Başka biri(ler)i olmuştuk. Böyle iyiydik, böyle yüceydik, böyle "adam"dık. Saftı diğerleri. Arada bir, birileri çıkıp; "Ya tahammül ya sefer" deyip, burunlarımızı sızlatsa da hemen toparlanmakta gecikmedik. Bunca yol katetmiş, buralara tırnaklarımızla gelmiştik. Bu "konum"dan, bu "adamlık"tan kolay kolay vazgeçecek değildik. Ta ki bu dipsiz karanlık kuyunun sonuna ulaşana dek.
Şimdilerde o saf çocuğun gelip beni bu adam'ın düşürdüğü karanlıktan çıkarmasını bekliyorum. Yine Nurullah Genç şiirler yazsın, beraber ağlayalım. Yine sahile gidip, kendimizle başbaşa kalalım, dalgalarla birlikte içimizi ıslatalım. Yine Itri bestelerini çalsın, yine bir kahvenin içinde kaybolalım beraberce. Yine birileri bize içten bir şekilde sarılsın, omuzunu ıslatalım. Yine aşık olalım, şimdilerde aşağıladım, aptalca bulduğum o "hastalıklı ruh hali" için gözlerimiz kan çanağı içinde uyumayalım gecelerce. Benim gibi "adam"lar aşağılasın bizi: "Kadınlar gibi ağlıyor" desinler. "Erkek adam ağlar mı?" desinler. "Ağlamak zayıflıktır" desinler. "Duygusal olma, profesyonel ol, iş hayatında acıma yoktur" desinler.
Arınmak istiyorum. İçine düştüğüm bu basit, kirli, çirkef, karanlık kuyudan çıkmak... Ayağımın altındaki taşları eritene dek ağlamak, hıçkıra hıçkıra, katıla katıla boşanmak... Ruhumun peşinde olan yanlışlıklardan arınmak, o temiz çocuğa ulaşmak istiyorum. Göbeğimin günden güne büyümesini değil, vücudumun her zerresini ıslatan gözyaşlarımı izlemek istiyorum.
Uzat ellerini. Düşünme "Tutarsam acaba ben de gider miyim?" diye. Eğer sen de tutmazsan elimi, beni kimse çıkaramaz bu karanlıktan. Değişim başlasın, temizlenelim hep birlikte. Ölümle nişanlı, ağlamakla evli olalım artık. Bunu sağlayacak tek kudret sensin. İçimde bir yerlerde gömülüsün biliyorum. Tırnaklarımı kanatana dek kazıp, seni bulunduğun yerden çıkartacağım. Yine eski günlerdeki gibi ağlayacağız birlikte.
Ağlamak güzeldir... Ağlamayan, ağlasın haline.
Beni çok duygulandırdın sevgili editör. Ama sanki önceki yazılarına göre biraz daha sığ gibi sanki. Diğerleri daha derindi. Alelacele yazılmış gibi geldi bana. Hangi ruh haliyle yazdığını tahmin ediyorum. Bu nedenle normal karşılıyorum. Umarım istediğin "arınmayı" sağlarsın "büyük adam".
Aynen tahmin ettiğin gibi bir ruh halindeydim, içimden ne geliyorsa döktüm. "Derin"lere dalmayalı o kadar çok oldu ki...
Sevgili Manhem; ne zaman bir yazınızı okusam derinlere dalıyorum. Bu yazıda da yine beni çok duygulandırdı. Yazılarınızı ilgiyle okuyorum ve yenilerini dört gözle bekliyorum.
Çok teşekkürler. O sizin iç dünyanızın güzelliği. Mürekkebimiz oldukça yazmaya devam edeceğiz.
Tebrik ederim. Çok duygulandırdı beni.
Bu yazını yeni gördüm :( Tek kelimeyle harikasın. İçimizdeki kopan fırtınaları kelimelere döken sensin sen....
Ağlamak değil, gülmek de değil... En temizi gülümsemek galiba.
Belli bir bozgun yaşamışız
Her şeye ölüm dadanmış sanki
Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar
Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar
Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar
Çocukluk kalkmış dünyadan gibi
Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.
Aşkın son saltanatını yaşamak için mi ey kalbim
Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?
Bu başkaldırma kanatlanma.
Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlayıp az gülerdiniz.
Mü'min bir duvarın tuğlaları gibidir.
"Hadis-i Şerif"
Artık ağlar mıyız, güler miyiz? Hem de bu günlerde...
Yeni yorum gönder